Bir yanımız hep biliyor.
Biliyor ki, bu telaşın, yorgunluğun, bitmek bilmeyen endişenin ardında başka bir hâl var.
Doğu’nun felsefeleri, kadim öğretiler, hatta çağdaş psikoloji bile o hâli tarif etmeye çalıştı:
Bir “olma” hali, bir teslimiyet, bir güven duygusu…
Ama neden ulaşamıyoruz oraya?
Neden çoğumuz günlerimizi geçmişin yükleriyle ve geleceğin belirsizliğiyle geçiriyoruz?
Modern hayat, zihnimizi durmaksızın meşgul ediyor. Yapmamız gerekenler, olmamız gereken kişiler, başarmamız gereken hedeflerle örülü bir gerçeklik inşa ettik. Fakat bu gerçeklik, insanın özüne aykırı. Çünkü insanın doğası yalnızca üretmek, başarmak ve ilerlemek üzerine kurulu değil. İnsan aynı zamanda durabilen, hissedebilen, sadece “var” olabilen bir varlık.
Jon Kabat-Zinn, “İyi Hissetme Sanatı” adlı kitabında şöyle der:
“Farkındalık, hayatı kaçırmadan yaşama sanatıdır.”
Ama biz hayatı kaçırıyoruz. Ve çoğu zaman farkında bile değiliz.
Unutmak ve Tutunmak
Belki de en büyük mesele şu: Unuttuk.
Kendimizin ne olduğunu, neye ait olduğumuzu, içimizdeki o yalınlığı, o hakikati.
Unuttukça da korktuk. Korktukça sıkı sıkıya sarıldık: Kontrole, beklentilere, tanımlara.
Dr. David R. Hawkins, “Bırakmak – Teslimiyete Giden Yol” kitabında şöyle der:
“Hayattaki acıların çoğu, tutunduğumuz şeyleri bırakmayı reddetmemizden doğar. Direnmek, kaygıyı artırır; teslimiyet ise huzuru getirir.”
Bu noktada teslimiyet, çoğu insan için yanlış anlaşılır. Pasiflik ya da kabullenmişlik gibi görülür. Oysa gerçek teslimiyet, bir vazgeçiş değil; direnmemeye dair derin bir farkındalıktır. Savaşmadan kalabilmek, oluruna bırakabilmek… İşte asıl cesaret burada başlar.
Hatırlamak ve Cesaret Etmek
Gerçek doğamızı hatırlamak, bir eylem değil; bir dönüş.
Zihnin ötesine, kimliğin ötesine, yapıp ettiklerinin ötesine geçebilmeyi içerir.
Bu bazen sessizlikte olur, bazen doğada, bazen bir mum alevinin kıpırtısında…
Belki de bu yüzden zordur; çünkü çağımız, sessizliğe alan tanımaz.
Martin Seligman, “Flourishing” adlı eserinde şunu yazar:
“İnsanın en derin ihtiyacı, sadece mutlu olmak değil; anlamlı ve özgün bir yaşam sürmektir.”
Ve belki o anlam, dışarıda değil, içimizde saklıdır. Hatırlamak, tam da bu yüzden bir cesaret eylemidir. Çünkü kendi içimizde kaybolmayı ve sonra yeniden bulmayı göze almak ister.